Sevgili Meslektaşlarım,

Ekim 2004’de yapılan seçimlerde verdiğiniz destekle Baro Başkanı oldum. Benimle birlikte göreve getirdiğiniz Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarım ve Baromuzun kurullarında çalışan meslektaşlarımızla beraber, görev yaptığımız iki yıl içinde “bir şey olmak” ile “bir şey yapmak” arasındaki farkı gösterdik. Bu bağlamda çok şey yaptık. Sizlere, baromuza, ülkemize önemli hizmetler sunduk.

Bu hizmetlerin ödülü benim ikinci kez Baro Başkanlığına seçilmem oldu. 2006 Ekiminde başlayan bu dönemde ve bugüne kadar, yine Yönetim Kurulu ve diğer kurul üyesi arkadaşlarımla birlikte, sizlere başarılı ve yararlı hizmetler sunmayı sürdürdük ve halen de sürdürüyoruz.

Bu hizmetlerin sonunda ve bugün itibariyle Ankara Barosu; “düzenlediği sertifikalısertifikasız meslek içi eğitim programlarıyla, paneller ve sempozyumlarla, Türkiye’deki en iyi staj eğitimiyle, yürüttüğü ve destek olduğu sosyal sorumluluk projeleriyle, meslek ustaları adına düzenlediği anma ve saygı günleriyle, Türkiye’de ilk kez düzenlenen Stajyerler Kurultayı’yla, Felsefe, Sanat, Sinema Kulüpleri, Türk Sanat ve Halk Musikisi Koroları eliyle yürüttüğü sanat ve felsefe etkinlikleriyle, bu yıl ikincisi yapılacak olan kısa film yarışmasıyla, futbol, basketbol, voleybol, masa tenisi takımlarına, bu bağlamda spora verdiği destekle, Türkçe/İngilizce hukuk kitapları yayınıyla, ülkemiz avukat stajyerlerinin ilk ve tek stajyer dergisi olan Hukuk Gündemi’yle, yeni bir anlayış, dirik bir kadro, zengin bir içerik ve gündemle yayınlanan Ankara Barosu Dergisi’yle, kendi alanlarında ülkemizin ilk ve tek dergileri olan Bilişim ve Hukuk, FMR Dergileriyle, yine Türkiye’nin ilk ve tek İngilizce hukuk dergisi olan Ankara Bar Review ile, 1940 yılından bugüne kadar basılmış olan tüm Baro Dergilerini içeren ve özel olarak dizayn edilmek suretiyle Baromuz üyesi her avukata gönderilen DVD’lerle, yine Ankara Barosu’nun tüm yayınlarını içeren DVD’lerle, Türkiye’nin ilk dijital Baro Albümüyle, internet üzerinden kitap sorgulaması yapılabilen ve güncel bütün hukuk kitaplarına ulaşılabilen Bilgi ve Belge Merkezi’yle, Dil Eğitim Merkezi’yle, Avukatlık Akademisi’yle, Etik Kurulu’yla, her koşulda sizlerin hizmetine koşan Avukat Hakları Merkezi’yle, internet radyosuyla, etkinliklerini internet üzerinden canlı olarak yayınlayan televizyonuyla, sahip olduğu özel programla görme engelli meslektaşlarımıza da hizmet veren bilgisayar odalarıyla, yeni bir konseptle dizayn edilen kapasitesi artırılmış, KİOSK ve plazma duyuru panolarıyla,Ankara Adliye Sarayı ile tüm ilçe adliye saraylarına yerleştirilen ve acil durumlarda kullanılabilecek ilaçları içeren ecza dolaplarıyla,ayakkabı, su, çay ve kahve makineleriyle, düzenli ve verimli işleyen Adli Yardım Merkezi’yle, kadınlarımızın ve çocuklarımızın haklarının takipçisi olan, başkaca kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak suretiyle halkımıza eğitim veren Kadın ve Çocuk Hakları ile Kadın Danışma Merkezleriyle, diğer barolardaki avukatlara insan hakları eğitimi veren İnsan Hakları Merkezi’yle, Türkiye’deki Barolar içinde başkaca hiçbir baroda kurulu olmayan Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezi’yle, sizleri teknolojinin olanakları ve kolaylıklarıyla buluşturan Bilgi İşlem Merkezi’yle, sorunsuz işleyen CMK Merkezi’yle, ilçe Adliye Binaları içinde bulunan ve her türlü donanıma sahip olan Avukat Odalarıyla, Sincan’daki cezaevine ve cezaevi içindeki bölümlere meslektaşlarımızın kolayca ulaşmalarını sağlayan Cezaevi Taşıma Sistemiyle, Adliye Sarayı içinde avukatlara tahsis edilmiş olan ve her an temiz tutulan tuvaletleriyle, modern işletmeciliğin esaslarına uygun biçimde işlettiği kafeterya ve restoranıyla, Ankara Adliyesi orta bahçesinde yapımına başlanılan ve önümüzdeki bir iki ay içinde tamamlanacak olan Kış Bahçesi’yle, Haziran 2008 ayı içinde yapımına başlanılması ve Eylül 2008 tarihine kadar tamamlanıp hizmete girmesi planlanan Gölbaşı’ndaki yeni sosyal tesisiyle” Türkiye’deki barolar içinde hem önder ve hem de örnek bir barodur.

CMK ve UYAP Eğitim programları başta olmak üzere, Anadolu Barolarına hemen her konuda eğitim desteği ve bilgi transferi yapan, hem Anadolu Barolarına ve hem de Lefkoşa Mahalli Barosu’na teknoloji desteği veren Türkiye’deki tek baro Ankara Barosu’dur. Yine Ankara Barosu, Türkiye Barolar Birliği’nin kimi etkinliklerinde proje ortağı, kimi projelerinde ise insan kaynağıdır.

Değerli Meslektaşlarım,

Modern toplumun siyasal simgeleri olmakla, her ikisi de saygıya değer olan sol ve sağ tahayyülün her ikisi de varlık nedenini diğerine borçludur. Sağ tahayyülden farklı olarak sol, kendisini, birbirini tamamlayan üç ilke bağlamında tanımlar; bunlar kurulu düzene karşı olmak, kendi kaderini bizzat tayin etmek ve eşitliktir. Temel referansları bunlar olmakla, anti-emperyalist olmak, anti-faşist olmak, antikapitalist olmak, anti-kolonyalist olmak solcu olmak için gerekli, ama yeterli değildir. Zira bütün bunlar, soldan daha geniş ve kapsayıcı bir siyasal platforma hitap ederler. Bu bağlamda, tarihte örnekleri görüldüğü üzere bir muhafazakar da, bir liberal de, milliyetçi bir sağcı da anti-emperyalist, anti-faşist, anti-kapitalist, anti-kolonyalist olabilir. Bütün bu nedenlerle, salt bir şeylere karşı olduklarını ifade ederek solcu olduklarını ileri sürenlere, arkaik yapıların temsilcileri olmalarına rağmen solculuk ve ilericilik iddiasında bulunanlara karşı son derece dikkatli olmak gerekir.

Sevgili Meslektaşlarım,

Değişim; geçmiş üzerine değil, gelecek ve gelecekteki fırsatlar üzerine yoğunlaşmak, mevcut olan hızı, yeni hedeflere doğru ve yeni bir enerji ile artırarak sürdürmek, sadece dünün gerçeği olan olağanı yeniden oluşturmak değil, dünün olağanını değişmiş bir bugüne yüklemek, davranışları, yaklaşımları, hizmetleri, ürünleri, işleyişi daha büyük içerikte görmektir. Bu ise, insanların değişmesi ile değil, anlayışların değişmesiyle ve vizyon sahibi olmakla mümkündür.

Meksikalı şair ve düşün adamı Octavia Paz’ın sözleriyle vizyon; ‘An’ın kaosunda gizli ve var olan amacı görmektir. Vizyon, bir insana, bir kuruluşa veya bir ulusa yeni olanaklar sağlayacak olanı bulmaktır. Vizyon, gündelik yaşamın keşmekeşi içinde yaşamın nasıl bir şey olabileceğini görmektir. Vizyon, kendi başına bile insana yaşama amacı ve hevesi veren o derinlerdeki insan maneviyatı ile uğraşmaktır. Vizyon, çevresinde insanların oturduğu alev alev yanan bir kamp ateşidir; ışık verendir; enerji verendir; sıcaklık verendir; birleştirendir.’

Değerli Meslektaşlarım,

Az yukarıda bir kısmını sunduğum geride kalan üç buçuk yılı aşan görev süremiz içinde, yenilik ve değişim adına yaptıklarımızın, başardıklarımızın verdiği cesarete, daha çok şeyi değiştirebileceğimize ve gerçekleştirebileceğimize olan inancıma, meslektaşlarımdan gelen yoğun talebe ve desteğe dayanarak Baro Başkanlığı’na bir kez daha adayım.

Bana yeniden hizmet etme fırsatı verdiğiniz takdirde, benimle beraber göreve getireceğiniz arkadaşlarımla birlikte, bu broşürün “Hedefler ve Projeler ” başlığı altında sunulan projelerin takipçisi olmayı, Baromuzu bugün bulunduğu yerden daha ileriye doğru taşımayı, yaptıklarımızı daha iyi yapmayı, sizlere yeni hizmetler, olanaklar ve kolaylıklar sunmayı sürdüreceğiz.

Sevgili Meslektaşlarım,

Sizlerin de çok iyi bildiği üzere Baro Başkanlığı’na aday olmak hem demokratik, hem de anayasal bir hak ve özgürlüktür. Bu hakkın ve özgürlüğün kullanılması ise hukuken sayıyla sınırlı değildir. Hal böyle iken, benim bir kez daha aday olmama kimileri tarafından karşı çıkılması, hem hukuka aykırıdır ve hem de muhafazakar bir tavırdır. Bu hakkın ve özgürlüğün kendisi demokratik nitelikte olmakla, bunun kullanılmasının sayıyla sınırlandırılması ve salt bu nedenle buna karşı çıkılması ise demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz.

Bütün bu nedenlerle adaylığım konusundaki değerlendirmenin sayıya değil, performansa bağlı olarak yapılması gerekmekle, sizlerden dileğim, geçmişteki hizmetlerimi, seçildiğim takdirde gerçekleştirmeyi vaat ettiklerimi değerlendirmeniz, vicdanınıza danışmanız ve ona göre bir karar vermenizdir.

Bu bağlamda ifade etmek isterim ki, ben Baro Başkanlığını veraset yoluyla edinmediğim gibi, aynı yolla çocuklarıma da bırakacak değilim. Baro Başkanlığı’na sizlerin verdiği destekle Ekim 2004’de ilk kez ve Ekim 2006’da ikinci kez seçilerek geldim. Başarılı olduğum ve hizmet etmek istediğim, talep edildiğim, yasal ve demokratik hakkım olduğu için Baro Başkanlığına üçüncü kez aday oldum. Seçilirsem sizlere ve Baroma hizmet etmeye devam edeceğim. Seçilemez isem, teşekkür edeceğim ve kendime, hizmet edeceğim başka alanlar, yürüyeceğim yeni yollar ve arkadaşlar bulacağım. Zira İbn-i Sina’nın dediği gibi: “Yetenek ve bilgi, takdir edilmediği yerden göçer.”

Bir kez daha aday olduğum için kimileri tarafından krallıkla, padişahlıkla suçlanmama gelince; Ekim 2004 seçimleri sonrasında Baro Başkanı olarak göreve geldiğimde, Ankara Barosu’nun Baro Başkanına tahsisli biri kırmızı plakalı, diğeri resmi plakalı iki makam aracı, makam şoförü, yine biri Adliye Sarayı 5.katta, biri Ankara Barosu Eğitim Merkezinde, biri Necatibey Caddesi 51 numarada ve bir diğeri de Gölbaşı’nda ki Sosyal Tesiste olmak üzere Baro Başkanı’nın dört makam odası vardı. Seçilip geldikten hemen sonraki ilk tasarrufum, anılan makam araçlarını avukatlar arasında yapılan açık artırmayla satmak, plakalarını Emniyet Müdürlüğü’ne iade etmek, dört makam odasından halen kullanılmakta olan Ankara Adliye Sarayı içindeki oda dışında kalan üç makam odasını tahliye ederek, bu odaları baromuzun ve meslektaşlarımızın hizmetine kazandırmak, halen hizmet amaçlı kullanılan Adliye Sarayı içindeki Başkanlık Odasının bulunduğu koridorda serili olan kırmızı halıları kaldırmak olmuştur. Zamanında bütün bunları görüp eleştiri konusu yapmayanların, tavır koymayanların ve hatta sorumluluğu olanların şimdi beni padişahlıkla ve krallıkla suçlamalarının, ne ölçüde haklı ve insaflı olduğunun takdirini sizlere bırakıyorum.

Değerli Meslektaşlarım,

Sizler, geride kalan üç buçuk yılı aşan sürede beni yeterince tanıdınız. Baroya, Avukatlık mesleğine nasıl baktığımı, mesleğimi bugüne kadar nasıl icra ettiğimi, siyasi görüş ve düşüncelerimi, yönetim anlayışımı hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Başta ifade ve düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklere nasıl sahip çıktığımın, bir devamlılık süreci olan ve her gün hepimizin katkı yapması gereken demokrasiye olan bağlılığımın tanığı yine sizlersiniz. Başta laiklik olmak üzere, yurttaş olarak hepimizin varlık nedeni ve namusu olan Cumhuriyetimizin tüm kurucu değerlerine olan aşkımı, bu değerlerin demokrasiyle bütünleşmesinin Cumhuriyetimizi daha güçlü kılacağına olan inancımı, bizler için aşılmış değil, hala ulaşılması gereken bir değer olan Büyük Atatürk’e olan bağlığımı en iyi sizler biliyorsunuz.

O nedenle bütün bu konularda yeniden söz söylemeye gerek görmüyorum. Kaldı ki, Baro Başkanı seçildiğim ilk günden bugüne kadar olan süre içinde bütün bu konularla ilgili olarak yaptığım konuşmalar, yazdığım yazılar, kamuoyuna ulaştırdığım basın bildirileri www.ahsencosar.net adresinde bulunmakla, bunları okuyabilir ve bütün bu hususlarla ilgili olarak bilgi edinebilirsiniz. Ama yine de bu konuda bir şey söylemek gerekir ise, sanırım Romalıların söylediğini söylemek gerekir: “Başkası değil, benim ben/Ne isem, o’yum ben/Anlarsan, inanırsın/Anlarsın, inanırsan!”

Sevgili Meslektaşlarım,

Günümüzün kuruluşları, güce dayalı yapıdan, bilgiye ve sorumluluğa dayalı bir yapıya dönüşmüşlerdir. O nedenle günümüzün kuruluşlarında, kuruluşun amaçları, katkıları, davranışları, performansı konusunda herkesin sorumluluk alması gerekir.Kuruluşlarda ast/üst diye bir şey yoktur. Sadece birlikte çalışan insanlar vardır. Onun için kuruluşun bütün üyelerinin; benim bu kuruluşa yapabileceğim en önemli katkı nedir diye kendisine sorması, her üyenin sorumluluk sahibi olması, karar yetkilisi olarak çalışması, kendi amaçlarının kuruluşun amaçları ile uyumlu olmasını sağlaması gerekir.

Günümüzde yetki ve görev vermekten çokça söz edilmektedir. Bu, komuta ve kontrole dayalı kuruluş anlayışının işlevini tamamladığını göstermektedir. Her ne kadar, bu kavramlar kimileri yönünden daha hala gücü ve rütbeyi çağrıştırmakta ise de, artık bizim bunların yerine sorumluluklardan ve katkılardan söz etmemiz gerekir. Zira beraberinde sorumluluk bulunmayan güç, güç değildir, sorumsuzluktur. Onun için amacımız, insanları sorumlu kılmaktır. Esasen bilgiye ve sorumluluğa dayalı bir kuruluşta yönetim işi, herkesi yönetici yapmak değil, herkesi katılımcı yapmaktır.

Kimilerinin görmek ve göstermek istediklerinin aksine, göreve geldiğimiz ilk günden bugüne kadar olan süre içersinde ve arkadaşlarımla birlikte Ankara Barosu’nda yapılmak istenilen ve yapılan budur. Bu bağlamda, sorumluluk almak, katkı yapmak, katılımcı olmak isteyen herkese bu fırsat, bu şans ve olanak verilmiştir.

Bir çalışma grubu veya kuruluş bağlamında, başarıya ulaşmak için yerine getirilmesi gereken temel işlevler; konuyla ilgisi bulunan ve ulaşılabilecek her türlü enformasyonu aramayı, kuruluşun görevini, hedefini veya amacını tanımlamayı, doğru karar üreten yapıda işleyebilen bir plan yapmayı kapsayan planlama; kuruluşu gösterilen ve nedenleri açıklanan hedef/amaç doğrultusunda harekete geçirme; her türlü işleyişin amaçlara katkıda bulunmasını sağlamayı, işleyiş hızını etkilemeyi, kuruluş standartlarını korumayı gerçekleştirecek şekilde kumanda; kuruluş üyelerinin ve katkılarının kabul edilmesini, bireysel birikimlerinin geliştirilmesini, cesaretlendirilmesini, disipline edilmesini sağlayacak ve kuruluş ruhunu yaratacak şekilde destekleme; görevleri ve planları netleştirmek, gerek üyelerden ve gerekse dışarıdan bilgiler almak suretiyle kuruluşa ve üyelerine bilgi verme; kuruluşun performansını, üyelerinin standartlar karşısındaki özgül performanslarını değerlendirme-dir.

Geride kalan üç buçuk yılı aşan görev süremiz içinde ve bugün gelinen aşama itibariyle ulaşılmış bir başarı var ise - ki vardır. Bunun kanıtı ise gerek benim, gerekse Demokratik Sol Avukatların 2004 ve 2006 seçimlerinde yapmayı taahhüt ettiğimiz projelerin, önümüze koyduğumuz hedeflerin, gerçekleştirilmesi doğrudan bizim elimizde ve inisiyatifimizde olanların tamamının ve hatta daha fazlasının gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu başarı yönetim dönemimize egemen olan demokratik işleyişin gerekleri olan yukarıda sunulu işlevlerin, bu bağlamda planlama, harekete geçirme, kumanda, destekleme, bilgi verme ve değerlendirme işlevlerinin yerine getirilmiş olmasının sonucudur.

Değerli Meslektaşlarım,

Seçim bir rekabet, bir yarıştır. Seçimi bu şekilde algılayanlar ve uygulayanlar fikirlerini, tasarımlarını, projelerini anlatırlar, bunları yarıştırırlar. Yarıştıkları diğer adayları rakip olarak görürler, onlarla ilgili olumsuz herhangi bir şey söylemezler, kendilerini anlatırlar. Rekabete dayalı böyle bir yarıştan kalite doğar. Yarıştıkları diğer kişileri rakip olarak değil de, hasım olarak görenler, motivasyonları başarma arzusu değil de, yenme arzusu olanlar, kendileriyle ilgili herhangi bir hikayes i, aday olarak talip oldukları göreve ilişkin bir fikri, doğru dürüst bir projesi ve tasarımı olmayanlar ise, yarıştıkları diğer adayları kötülerler, kendi iyiliklerini diğer adayların kötü olarak takdim ettikleri yanları üzerine kurarlar. Böyle bir yarıştan ise kalite değil, husumet doğar.

Bütün bu nedenlerle daha hala hafızalarımızdaki yerini koruyan, rekabete değil, husumete dayanan, motivasyonu başarma arzusu değil, ötekini yenme arzusu olan Ekim 2006 seçim sürecinde yaşadığımız biz Avukatlara yakışmayan tutum ve davranışları bu seçim sürecinde yinelemek isteyenlere, sizlerin ve diğer aday arkadaşlarımın izin vermemesini kendi adıma istiyor ve bunu diliyorum.

Ekim 2006 seçim sürecinde yaşananları yinelemek isteyenlere, benim üzerimden Baro siyaseti yapanlara, siyasi taktiklerini, artık günümüzde çok fazla değeri ve işlevi kalmayan, eskimiş siyasi aklın refleksi olan zıtlaşma üzerine, düşmanlık üzerine, iftira üzerine, yalan üzerine kuranlara ise söyleyeceğim bir tek sözüm var. Onu da Montaigne söylüyor: “Çatabilirsen önce kendine ve fikirlerine çat, sonra bana.”

Sevgili Meslektaşlarım,

Herhangi bir adaya destek olmak, onun adına çalışmak ve lehine oy kullanmak, doğrudan kişinin kendi iradesine, takdirine bağlı bir husustur ve saygıya değerdir. Ancak gerçeğin anlamının bozulması demek olan ve beşeri yargıları genellikle bilinçsiz ve olumsuz biçimde etkileyen önyargılardan veya sempatilerden oluşan tarafgirlik, yetişkin insan tavrı değildir. Tarafgirliğin verdiği öznellikle diğer adayları kötülemek, onların bulunmadığı ve kendilerini savunma olanaklarının olmadığı yerlerde, o adaylarla ilgili yalan yanlış iddialarda bulunmak ise, ahlaki olmadığı gibi avukata yakışan bir davranış da değildir.

Unutmamak gerekir ki; kusuru olmadan saldırıya ve haksızlığa uğrayanlar, iftira etmeden iftira edilenler, sadece hukuka, adalete ve sevgiye itaat edenler, başkalarının haklarına ve kişiliklerine saygılı olanlar, ihtişamı ile yükselen güneşe benzerler, onun için hep parlarlar ve hiç kirlenmezler.

“Dostların hakkında iyi şeyler söylemeyeceksen, yazmayacaksın.” diyor Romalılar. Ben de öyle yapıyorum ve yazmıyorum. Kimin hakkında mı? Düşüncelerinden daha çok düşündükleri şeyler olan, düşündükleri şeyler gerçekleşmediği için benimle yollarını ayıran, şimdi ise benim hakkımda yalan yanlış şeyler söyleyen ve söylettiren eski dostlar hakkında!

Değerli Meslektaşlarım,

Eflatun’un “Zenon Paradoksu” olarak isimlendirdiği şey: “İki nokta arasındaki mesafeyi eşit aralıklarla bölme, önce bu aralıklardaki mesafeyi kat etmeye çalışma, o mesafe kat edildiğinde, kat edilecek bir sonraki noktaya kadar olan mesafeyi tekrar bölme, sonra tekrar bölme, her defasında ve sonsuza kadar hep bölme ve o nedenle gidilmesi hedeflenen yere hiç ulaşamama” durumudur.

Bu durumun alternatifi ise, ulaşılmak istenen noktayı hedeflemek, bunun için önce fikirleri, yani projeleri belirlemek ve hemen yola koyulmaktır.

Fikirlerimizi eyleme dönüştürmek ve hedeflediklerimizi gerçekleştirmek için hep birlikte yola koyulmaya ne dersiniz? Evet mi? O halde hep birlikte Tennyson’un şiirini söyleyerek yolumuza devam edelim,

Gelin dostlarım!
Henüz vakit çok geç değil,
Yeni bir dünya arayalım.
Bunun için gün batımına kadar uzanalım.
Gücümüz yetmese de yeri göğü sarsmaya,
Yine de sahibiz gerekli cesaret ve isteğe.
Zaman ve kader bizi zayıflatsa da,
İrademiz yeterlidir,
Çabalamaya, aramaya, bulmaya
Ve asla pes etmemeye.

Saygılarımla.

Av.V.Ahsen Coşar